İlk arkadaşım, Melike. Böyle büyümüş de küçülmüş, acayip jest ve mimiklerle yaşından büyük laflar eden, dinlerken ağzına vurmamak için kendinizi zor tuttuğunuz veletler var ya, hah, onlardan biriydi işte kendisi. Yan binamızda oturuyordu, mahallemizdeki tek yaşıtım da oydu. Annelerimiz arkadaştı. Kardeşle kaynaşmamız için bütün şartlar kendiliğinden gelişmiş, elimde olan bir şey değilmiş şimdi düşününce.
Zamanla bir şekilde görüşemez olduk. Tesadüfen yolda karşılaşmımızın üzerinden bile kaç yıl geçti.
Abisi Murat eğitim için Amerika'ya gitmiş yakın zamanlarda. Artık görüşmediğimiz için, babamla dedikodularını yaparken öğrendim. Babamla mahalleli hakkında dedikodu yapmayı çok seviyoruz.
Dedeleri vardı, Abobka diyorlardı.(A Baba yani. Ya da Ağababa. Kelimeyi o hale getiren de göçmen ağzı. Yavrum yerine "oy lele yavrimu" derdi mesela babaannesi.) Adını hep öyle bildim. Yıllar sonra vefat ettiğinde selasında öğrendim gerçek adını; Sait. O yıllar sonrası da 5 yıl öncesine tekabül ediyor ama konumuz bu değil.
Abobka ikinciye ölmüş. Cenazesi öğle namazına müteakip toprağa verilecek, hocadan duyuyorum. Murat gelmiş Amerika'dan. Cenaze için gelirken Breaking Benjamin'i toplayıp getirmiş, konser vereceklermiş.
Ağlayıp yas tutan eşin dostun arasında Murat'ı görüyorum. Grubun solistinin omuzuna elini atmış, fotoğraf çekiliyorlar.
Sevgilim bu grubu çok sever. Aha? diyorum, "Biz de çekilek ya lan?"
Ev ev kapı kapı dolaşıp onu arıyorum. Bir komşumuzun evinde otururken buluyorum; "AŞKIM!! birikin bencamin geldi lan koş fotoğraf çekilek!" Kurban olduğum gözleri çipil çipil oluyor, parıl parıl parlıyor, koşup gidiyoruz. Soliste yanaşıp, hiç sorma gereği bile duymadan "Öbür tarafına da sen geç aşkım Murat abi çeksin bizi" diyorum. Tam o anda birden lapa lapa kar yağmaya başlıyor. Yumurta suratlı sanatçımız "Kar yağarken fotoğraf çekilemem, en temel prensibim budur." diyor, vın gidiyor.
Sevgilim sarılıyor bana "tssıhıeyallam ya. gel bitanem üşüme" diye. Ay seviyor beni.
Aynı günün akşamı caminin tepesindeki irili ufaklı kubbelerin arasında sahne alıyor Breaking Benjamin. Güllü dinleyen ergen komşu çocuğundan, kapılarının önünde oynuyoruz diye kafamızdan aşağı kovayla su döken nemrut teyzeye kadar herkes eşlik ediyor şarkılara.
Konser bittikten sonra mahallelinin Murat'ın kulağına bir şeyler söyleyip evlere dağıldığını görüyorum. Her seferinde Murat'ın yüzünde bir memnuniyet ifadesi. Merak edip yanaşıyorum. Son duyduğum Ramazan Bakkal'ın sesi oluyor;
"Ölmüşlerinin ruhuna değsin yavrum."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder