"Çatafak, çatalafak, katalak, caftalakuik, katafalak, kakalak" diye diye can verdi genç ve güzel kız. Tek derdi, arkadaşına "Catafalque diye bi grup varmış." diyebilmekti. Diyemedi.
17 Mayıs 2010 Pazartesi
21 Aralık 2009 Pazartesi
Aşkım Birikin Bencamin Geldi Lan
İlk arkadaşım, Melike. Böyle büyümüş de küçülmüş, acayip jest ve mimiklerle yaşından büyük laflar eden, dinlerken ağzına vurmamak için kendinizi zor tuttuğunuz veletler var ya, hah, onlardan biriydi işte kendisi. Yan binamızda oturuyordu, mahallemizdeki tek yaşıtım da oydu. Annelerimiz arkadaştı. Kardeşle kaynaşmamız için bütün şartlar kendiliğinden gelişmiş, elimde olan bir şey değilmiş şimdi düşününce.
Zamanla bir şekilde görüşemez olduk. Tesadüfen yolda karşılaşmımızın üzerinden bile kaç yıl geçti.
Abisi Murat eğitim için Amerika'ya gitmiş yakın zamanlarda. Artık görüşmediğimiz için, babamla dedikodularını yaparken öğrendim. Babamla mahalleli hakkında dedikodu yapmayı çok seviyoruz.
Dedeleri vardı, Abobka diyorlardı.(A Baba yani. Ya da Ağababa. Kelimeyi o hale getiren de göçmen ağzı. Yavrum yerine "oy lele yavrimu" derdi mesela babaannesi.) Adını hep öyle bildim. Yıllar sonra vefat ettiğinde selasında öğrendim gerçek adını; Sait. O yıllar sonrası da 5 yıl öncesine tekabül ediyor ama konumuz bu değil.
Abobka ikinciye ölmüş. Cenazesi öğle namazına müteakip toprağa verilecek, hocadan duyuyorum. Murat gelmiş Amerika'dan. Cenaze için gelirken Breaking Benjamin'i toplayıp getirmiş, konser vereceklermiş.
Ağlayıp yas tutan eşin dostun arasında Murat'ı görüyorum. Grubun solistinin omuzuna elini atmış, fotoğraf çekiliyorlar.
Sevgilim bu grubu çok sever. Aha? diyorum, "Biz de çekilek ya lan?"
Ev ev kapı kapı dolaşıp onu arıyorum. Bir komşumuzun evinde otururken buluyorum; "AŞKIM!! birikin bencamin geldi lan koş fotoğraf çekilek!" Kurban olduğum gözleri çipil çipil oluyor, parıl parıl parlıyor, koşup gidiyoruz. Soliste yanaşıp, hiç sorma gereği bile duymadan "Öbür tarafına da sen geç aşkım Murat abi çeksin bizi" diyorum. Tam o anda birden lapa lapa kar yağmaya başlıyor. Yumurta suratlı sanatçımız "Kar yağarken fotoğraf çekilemem, en temel prensibim budur." diyor, vın gidiyor.
Sevgilim sarılıyor bana "tssıhıeyallam ya. gel bitanem üşüme" diye. Ay seviyor beni.
Aynı günün akşamı caminin tepesindeki irili ufaklı kubbelerin arasında sahne alıyor Breaking Benjamin. Güllü dinleyen ergen komşu çocuğundan, kapılarının önünde oynuyoruz diye kafamızdan aşağı kovayla su döken nemrut teyzeye kadar herkes eşlik ediyor şarkılara.
Konser bittikten sonra mahallelinin Murat'ın kulağına bir şeyler söyleyip evlere dağıldığını görüyorum. Her seferinde Murat'ın yüzünde bir memnuniyet ifadesi. Merak edip yanaşıyorum. Son duyduğum Ramazan Bakkal'ın sesi oluyor;
"Ölmüşlerinin ruhuna değsin yavrum."
Etiketler:
abobka,
amerika,
breaking benjamin,
cenaze,
gaziosmanpaşa,
melike,
murat abi
3 Aralık 2009 Perşembe
Geliyor Kılıçdaroğlu

Babam, kardeşim, ben ve Kemal Kılıçdaroğlu; hep beraber aqua park'a gidiyoruz. Kemal'in gözünde gözlük, altında kırmızı bir şort var. Tünel gibi olan kaydıraklardan birinin tepesindeyiz, önden Kemal gidiyor. Tünelin içinde yankılanan sesinden ne kadar mutlu olduğunu anlayabiliyorum; "Geliyorr Kılıçdarr Kılıçdaroğluuuuğuuhuhu" . Canım lan diye onu dinliyorum.
Benim rüyalarımda neden illa ünlü bir yüz var, inan onu da bilmiyorum.
Etiketler:
aqua park,
geliyor kılıçdar kılıçdaroğlu.,
havuz,
kaydırak,
kemal kılıçdaroğlu,
kırmızı şortli
28 Kasım 2009 Cumartesi
Olacak O Kadar Skeci Gibi Rüya
Mekan: Türkiye Büyük Millet Meclisi
Oturduğum masada 3 arkadaşım daha var. Sanırım bir çeşit bilgi yarışmasının içindeyiz. Çünkü 3 arkadaşım da gözlüklü ve önlerindeki kağıtlara bir takım işlemler yapıyorlar. Çaprazımdaki masada sağdan sola doğru; Abdullah Gül, Tansu Çiller, Devlet Bahçeli ve Erdal İnönü oturmakta. Arkalarındaki sıra sıra uzanan kırmızı koltuklarda da milletvekilleri heyecanla beklemekteler. Biz kendi masamızda işlemlerimizle meşgulken, Tansu Çiller ayağa kalkıyor, önündeki mikrofonu eline alıp konuşmaya başlıyor;
"Ben vatansever bir insanım. Bu ülkeye verdiğim emekleri, getirdiğim yenilikleri göz ardı edemezsiniz. Uzun zaman oldu, bu zaman içerisinde ülkeyi 50 yıl geri götürenlere inat, bir elimizdeki projelerle allahın izniyle 150 yıl öteye götüreceğiz bu ülkeyi.."
Sinirleniyorum. Kalkıp usulca masasına doğru gidiyorum. Elinden mikrofonu kapıp;
"Lan yüzkarası, şimdiye kadar memlekete ne hayrın dokundu da kalkıp bir daha aday oluyorsun? 100 yaşına geldiniz artık YETERİN LAN!!!" diye bağırıyorum. Elimle burama kadar geldi hareketini yaptığımı hatırlıyorum. Tepkimin ardından yüzüme doğru bir kaç flaş patlıyor, Devlet Bahçeli ppııfftf diye gülmemek için kafasını öne eğiyor, "Senin sanki ondan farkın var da.." diyorum bakışlarımla. Abdullah Gül söylediklerime sinirlenmiş olacak ki, "sür şu arabayı" diyor tepesindeki yarmaya, ne arabası lan derken, masanın arkasından çıkan Abdullah Gül'ün tekerlekli sandalyeye mahkum bir kötürüm olduğunu görüyorum. Arkasından, "Biz siz gibi değiliz işte Abdullaaah! O kadar öküzlük ettin ama, üzüldüm şu haline geçmiş olsuun" diye bağırıyorum. Mikrofonu bırakıp aynı sakinlikle masama dönüyorum.
Ortada bir yarışma var fakat kimse soru sormuyor. Sanırım hazırlanmamız için süre vermişler, kendi kendimizde yaş problemi falan çözüyoruz. Derken, tepemde birinin dikildiğini farkediyorum, bakıyorum; Tansu. Sanki az önce kendisine çemkirmemişim gibi "Ayy valla yılların siyasetçisiyim ama ilk konuşmam sanki nasıl heyecanlıyım, dizlerim titriyor hala" diyor avucunu yanlarına sürüyerek. "Evet" diyorum alaycı bir gülümsemeyle. İlk kelimesi vurgulu olmak üzere, "Yılların siyasetçisisin" cümlesi dökülüyor ağzımdan. "Bir Deniz Baykal bir sen". Bunları söylerken tek elimle yakamı tutup silkiyorum..
Düğüne yetişmem gerekiyor. Düğün bir alışveriş merkezinin 2 katında. Bildiğimiz devasa alışveriş merkezlerinden biri bu ama 2. katı varoş bir mahalle. Barakalar, derme çatma kulubeler. Anneannemin mahallesi burası. Üzerimi değiştirmek için nenemin evine koşuyorum. Tam giyinecekken kapı çalıyor, açıyorum; gene Tansu. "Beni düğüne çağırmanı beklerdim." diyor içli içli. Diyorum; "Ya Tansu düğün sahibi ben miyim allah aşkına, nasıl çağırayım?" Alt dudağını sarkıtıp, arkasını dönüp gidiveriyor. Anneannemlerin leş kokan sokağında, Tansu'nun ayak sesleri çınlıyor..
Etiketler:
abdullah gül,
alışveriş merkezi,
devlet bahçeli,
erdal inönü,
tansu çiller,
tbmm,
varoş
25 Kasım 2009 Çarşamba
Bir Takım Cinsel Mevzular

Başlığı okuyunca heyecanlandın itiraf et. Şaka lan. Tam olarak cinsel mevzu sayılmaz. İLERLEYEN SATIRLARDA APAÇIK SEKS VAR. (yazar burada okuyucuyu bağlamak istemiş)
Küçükken çekindiğim, hatta görünce böğüre böğüre ağladığım bir eniştem var. Beyaz, yer yer de çekik gözlü insanlarla dolu olan sülalemdeki tek esmer adam. Üstelik bıyık sahibi.
Kendisinden korktuğumun farkında olmakla beraber, bunu bir çeşit eğlence haline getirmişti. O yıllara dair en belirgin hatıralarımın başında, eniştemin çatık kaşları vardır hala. Şimdi çok saygı duyduğum çok sevdiğim bir insan, orası ayrı. (Bir şekilde okursa diye. EheeHeHEhe. Selam.)
Bu eniştemin uzun yıllar kullandığı yuvarlak hatlı, beyaz bir Serçe'si vardı. Aha bundan demek için gogıl görsellerden yararlanmak istedim, Serçe'nin tıpkı Murat 131 gibi modifiye sevdalılarının kurbanı olmuş bir model olduğunu gördüm, kahroldum. O nasıl ibişliktir lan?
Arabanın içindeyiz. Ben yine 5-6 yaşlarımdayım. Eniştemden tırstığım zamanlar. Şöför mahalinde o, arka koltuğunda ben varım. Arabanın camına hohluyorum, parmağımla cama -detayını hatırlayamadığım- bir takım seksli şeyler yazıyorum. En az ergenliğin doruğunda bir apaçi kadar edepsiz şeyler yazdığımı tahmin ediyorum. Eniştem görmesin diye de öbür elim tetikte, hemen siliyorum. Bir siliyorum iki siliyorum, üçüncüye tam silmek isterken buhar dışarı kaçıveriyor. Sanki böyle dışardan hohlanıp yazılmış gibi. Bir panik bir telaş. Ben o panikle camı; ağlamaklı, yaptığından pişman bir şekilde silmeye çalışırken, eniştemin tok kahkahasıyla irkiliyorum;
"Ahahahahboşuna ahahah uğraşma hepsinahahahah hepsini aynadan gördüm zaten ahahahaha"
Bu da böyle bir rüyamdı. (sonları niye bağlayamıyorum lan)
*Okuduysan sana not yazdım bak*
"İlerleyen satırlarda seks var" uyarısından sonra araba lafı geçince, "kesin arabada seks dönmüştür" diye düşünüp, okuduktan sonra hayal kırıklığına uğrayan sen; gördüğüm en seksli rüyanın sevgilimin dudağından öptüğüm rüyam olduğunu belirtmek isterim. Küçüğüm ben daha.
24 Kasım 2009 Salı
Hayrola Erenler?
11 Kasım 2009 Çarşamba
Bir Takım Karanlık İşler

Annem kaçırıldı. Annem, Şevket Çoruh ve adamları tarafından kaçırıldı. Nasıl oldu, niye oldu bilmiyorum. Kardeşim, Eylül, koltukta kafasını ellerinin arasına almış, salya sümük ağlıyor. Birden hıçkırması duruyor, değişimini gerçekleştiren Hulk gibi bir takım anlamsız ıkınmalar sıkınmalardan sonra, ten rengi sabit kalmakla beraber, sırtından FLAP diye 2 adet kanat çıkıveriyor. "Atla sırtıma abla, annemizi bulacağız!" diyerek hafiften çömeliyor sırtına rahat bineyim diye. Hırslı ve kararlı olduğu o anda bile, sırtına çıkarken zorlanaırım diye çömelecek kadar da ince fikirli. Canıms.
Piniyorum sırtına, salonun penceresinden aşağı doğru salıyoruz kendimizi. Viyadükler, çöller, kanyonlar aşıyoruz. Ucu bucağı görünmeyen boş bir araziden geçerken, bi eğiliyoruz, aşağı doğru bi eğim falan. Lan? dememle, aşağıdaki evi görmem bir oluyor. Triplex bir müstakil. (Oğyes, müstakil.) Çatısına konuyoruz. Balkondan evin içine girizliyoruz. Evi inceledikçe ev sahiplerinin Mr. and Mrs. Smith olduğunu farkediyoruz. Neden Brad Pitt-Angelina Jolie çifti değil de Mr. and Mrs. Smith çifti, onu bilmiyorum. Sonuçta tipler aynı yani. Ne bileyim.
Annemi duyuyoruz. Yanına gidip çözüyoruz elindeki belindeki ipleri ama buralar hep flu, pek detay yok. Anneyi aldık, tamam. Cepte.
Eylül, kararlı bakışlarını bana doğrultmuş hırs hırs diye burnundan solurken, annemle beraber sırtına atlıyoruz. Tam eve girdiğimiz balkondan kaçızlayacakken, Şevket Çoruh'un silahından çıkan tek kurşunla annem vuruluyor. Otobana çakılıyor. Koskoca arazide, baya bildiğin, villanın balkonunun altında otoban varmış, oraya düştü. Hıhım.
Annemin yasını tutamadan, kendimi vurulmuş bir halde, altgeçit girişinde duvara yaslanmış bir vaziyette buluyorum. Başımı hafifçe yana çevirdiğimde, içten içe bıkkın fakat bıkkınlığı duygusal serseriliğini gölgelememiş Şevket Çoruh bakışıyla karşılaşıyorum. Hafif tebessümlü. Az zorlasa Nike amblemi olacak cinsten.
***
Can çekişiyorum. "Yorma kendini.." diyor. Son anlarımı, Şevket Çoruh'la lazer epilasyon hakkında konuşarak geçiriyorum.
Etiketler:
lazer epilasyon,
Mr. and MRS. Smith,
müstakil,
nike,
Şevket Çoruh,
viyadük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)